MENU

Ekolojik Mimarlık

Çevresel faktörlere göre tasarlanmış, hatta kendi fonksiyonlarını bile doğanın korunmasından sonra ikinci sırada tutabilmiş ekolojik ev çözümleri, konut mimarisinin yüzyılımızdaki en ilgi çekici gündemi. Artık evler, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kendi kendine yetebilen, güneş ışığını elektrik enerjisine dönüştürebilen ve atık suları bahçede kullanabilen küçük birer enerji santraline dönüşmüş durumda.

A.Ozan Ekşi

İnsan doğada varlık bulan ve yaşamını sürdürebilmesi için de, zorunlu olarak doğayla ilişki içinde olmak zorunda olan bir canlı. Bu ilişki, parçası olduğu doğa içinde kendi gereksinimlerini karşılamaya yönelik bir çabadan oluşuyor. Her şeyden önce o, ekosistemin bir parçası ve diğer canlılarla birlikte aynı besin zincirinin bir halkasını oluşturuyor. Bu nedenle doğa onun için, o da doğa için vazgeçilmez.

Öte yandan insanın, doğanın yasalarına bağlı olan fizyolojisinin yanı sıra özgür seçmelerinin kaynağı olan aklı da var ve insan, aklıyla sürekli değişen bir kültür dünyası yarattı. Bu özelliğiyle, kendisini doğanın sınırlandırmalarından kurtardı ve onun bir parçası olmaktan sıyrıldı. Bir yandan fizyolojik, öte yandan tinsel gereksinimlerini karşılama arzusu, kendi estetik beğenisiyle bütünleştirerek çevresini şekillendirmesinde önemli rol oynadı.

İnsanoğlunun doğaya zarar vermeye başlamasının tarihi aslında sanıldığı kadar eski değil. Doğaya verilen en büyük darbeler XVII. yüzyılda sanayileşmeyle başladı. O dönemden itibaren bilim ve teknolojinin doğadan üstün görülmesi anlayışı insanı doğadan uzaklaştırırken, artan nüfusun besin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yeni tarım ve barınma alanları açmak ilk anda doğaya yapılan iyi niyetli müdahaleler olarak görüldü. Fakat bu ilk adım beraberinde tüketim toplumunun bitmeyen ihtiyaçlarının karşılanması için doğanın hep sonu gelmez bir kaynak gibi görülmesini de beraberinde getirdi.

Doğa, faturayı XX. yüzyılın ikinci yarısından sonra kesmeye başladı. Doğal değerlerin tükenmeye yüz tutması gibi kabul etmesi güç bir gerçekle yüzleşen insanoğlu, doğayı ve çevreyi yavaş yavaş düşüncenin, eylemin, bilimin, politikanın, felsefenin ve yaşamın temel konusu haline getirmeye; dünyanın bozulan dengesini korumak, gelecek kuşaklara daha yaşanılır bir çevre bırakmak, küresel ısınma gerçeğine karşın gerekli önlemleri almak konusunda hemen her alanda önemli çabalara girişmeye başladı. Zamanla ekolojik kaygılar mimari söylem ve eylem biçiminin en önemli temasını oluştururken sürdürülebilirlik kavramı yüzyılımızın en önemli mimari arayışlarından biri haline geldi.

Sürdürülebilir mimari, sürdürülebilir tasarım teknikleriyle yaratılmış olan yapılara deniyor. Sürdürülebilirlik kelime olarak hayatta kalmasını sağlamak, hayatını devam ettirmek ve uzatmak anlamına geliyor. Mimarlıkta sürdürülebilirlik kavramı yeşil mimari konseptiyle de yakın ilişki içinde. Her iki tanım da çevresel faktörler dikkate alınarak tasarlanmış, hatta kendi fonksiyonlarını bile çevresel kriterlerden sonra ikinci sırada tutabilmiş bir yapı sistemini akla getiriyor. Enerji, malzeme ve alan kullanımının doğru yönetimiyle yapının çevreye verdiği negatif etkileri azaltmak, yani binanın hayat dönüsünde enerji kullanımını minimuma indirmek sürdürülebilir mimarlığın en vazgeçilmez öğesi olarak biliniyor.

Yaşam alanlarında ekolojik çözümler

Yapıda sürdürülebilirliğin ve ekolojik yaklaşımların, enerji tüketiminin büyük çoğunluğunun yaşandığı konut yapılarındaki ilk adımı, yapının ölçeğinden başlıyor. Geniş villalarda yaşamak her ne kadar onun için para harcayan ev sahibinin egosunu tatmin etse de, büyük evler ekolojik bir yaşam tarzına kesinlikle uymuyor. Büyük evlerin ısıtılması ve soğutulması için harcanacak enerjinin ve kullanılacak malzeme miktarının da doğru orantılı bir biçimde fazla olacağını, o enerjinin yaratılması için daha çok fosil yakıt tüketileceğini, sonuç olarak da daha çok sera gazının atmosfere salınacağını ve yerküremizin daha çok ısınacağını tahmin etmek aslında hiç de güç değil.

Ortak kanının aksine doğa dostu bir ev ve sürdürülebilir bir yaşam, ormanın içinde, ağaçların arasında, tek başına var olmaya çalışan bir sistem anlamına gelmiyor. Bu şekilde soyutlanmış bir yapı genellikle daha fazla enerji tüketimine neden oluyor. Yapının konumunun belirlenmesinde, ticari, endüstriyel ve konut alanlarının yürüyerek, bisikletle ya da toplu taşıma araçlarıyla ulaşılabilir durumda olması akıllı kentleşmenin ve sürdürülebilir mimari duyarlılığın en önemli göstergesi olarak biliniyor.

Düşük enerji konutları ve pasif güneş evleri

Sürdürülebilir evlerin en önemli kriterlerinden biri de yapının oryantasyonu ile ilgili. Özellikle pasif güneş evleri olarak adlandırılan yapı türlerinde güneş enerjisinden yararlanırken, güneş enerjisiyle ısınan sıcak su panellerinden oluşan herhangi bir aktif solar mekanizma kullanılmıyor. Tipik bir pasif güneş evinin tasarımında güçlü ve pahalı izolasyon malzemeleri ile yapıyı yalıtmak yerine termal kapasitesi yüksek, ısıyı efektif bir biçimde kullanan, kaybını önleyen, yapının bulunduğu iklime elverişli malzemeler kullanılıyor. Yani binaları ısı yalıtımına elverişli olmayan malzemelerle inşa ettikten sonra enerji tasarrufu için yalıtım malzemesi kullanmak sürdürülebilir mimarlığın ilkeleriyle bağdaşmayan bir yöntem olarak kabul ediliyor. Genellikle organik ya da yeşil diye tanımlanan bol pencereli yapıların tam tersine, düşük enerji konutları ısı kaybını önlemek için açık alanları minimumda tutuyor. Pencereleri yapıların güney cephelerinde yoğunlaştırmak, kuzey cephelerinde de minimuma indirerek, çift ya da üçlü camlı pencereleri tercih etmek en etkin yöntemlerden biri olarak biliniyor.

Bitkiler ve ağaçlar yaşadığımız mekânlarda enerji tasarrufuna yardımcı olabiliyor. Kuzey cephelerde her zaman yeşil kalan sarmaşıklar veya bitkiler tercih edilerek rüzgârın etkisi kırılmaya çalışılıyor. Pencere karşılarına yaprak döken ağaçların dikilmesi ise yazın güneşin sert ışınlarından korunmayı, kışın da yaprakların dökülmesiyle güneşten yararlanmayı kolaylaştırıyor.

Evde güneş enerji santralleri

Yapı tasarımında alternatif enerji üretimi, sürdürülebilir mimari tasarımda mutlaka çözülmesi gereken bir diğer ayrıntı. Mimarlar ve mühendisler, yapıların enerji tüketimini azaltıp kendi enerjisini yaratmak ya da kullandığı enerjiyi kendi içinde devridaim yöntemiyle korumak adına çok çeşitli yöntemler geliştiriyorlar. Fotovoltaik güneş pilleri ve panelleri gibi aktif güneş enerji santralleri (GES), sürdürülebilir elektrik enerjisi yaratımına yardımcı olan en güncel teknolojilerden biri.

Güneş pilleri olarak da adlandırılan fotovoltaik piller, yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarıiletken maddeler olarak biliniyor. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde biçimlendirilen bu güneş pillerinin alanları genellikle 60-160 cm2 civarında, kalınlıkları ise 0,2-0,4 mm. arasında oluyor.

Güneş pilleri fotovoltaik ilkeye dayalı olarak çalışıyor, yani üzerlerine güneş ışığı düştüğü zaman uçlarında elektrik gerilimi oluşuyor. Güneş enerjisi, güneş pilinin yapısına bağlı olarak yüzde 5 ile yüzde 20 arasında bir verimle elektrik enerjisine çevrilebiliyor. Güç çıkışını artırmak amacıyla çok sayıda güneş pili birbirine paralel ya da seri bağlanarak bir yüzey üzerine monte ediliyor, bu yapıya güneş pili modülü ya da fotovoltaik modül (güneş paneli) adı veriliyor.

Evde güneş enerjisinden elektrik üretimi sağlayan fotovoltaik sistem, temiz, çevre dostu, tükenmeyen ve uygun maliyetli bir enerji kaynağı olarak biliniyor. Uzmanlar bir yılda dünya üzerine düşen güneş enerjisi miktarının, dünyanın bilinen petrol kaynaklarının yaklaşık 516 katı, kömür kaynaklarının ise yaklaşık 157 katı olduğunu dile getiriyorlar.

Özellikle esnek ve estetik biçimli güneş pilleri sayesinde bu teknoloji artık rahatlıkla konut mimarisinde de kullanılabiliyor. Bu yeni nesil güneş hücreleri sayesinde, enerji bağımlılığı ve çevre kirliliğine katkısı azalan evlerimiz uzun vadede dönüşü olan bir yatırım aracı halinle geliyor. Güneş enerji kaynağı için bir bedel ödenmemesi ve başta güneş pilleri olmak üzere ürünlerin uzun ömürlü (en az 20 yıl) olması, güneş enerji santralleri (GES) teknolojisinin cazibesini artırıyor. GES teknolojisi aynı zamanda bakım ve işletme gideri en az olan enerji dönüşüm teknolojisi olarak biliniyor. Uzmanlar evlerin güney cephelerinin, otopark ve gölgelik üzerlerinin ve teras katların güneş pillerinin ve panellerinin yerleşiminde en uygun alanlar olduğunu dile getiriyorlar.

Gelişmiş ülkelerde fotovoltaik pillerin ve panellerin kullanımına yönelik birçok teşvik verilirken kullanıcıları pasif güneş evlerine yatırım yapma konusunda çeşitli bilinçlendirme kampanyaları yapılıyor, pasif güneş evleriyle ilgili pek çok Ar-Ge çalışmasına destek olunuyor. Özellikle her iki senede bir ABD’de yapılan Solar Decathlon etkinliği, devletin üniversitelerle işbirliği içinde yaptığı en iyi organizasyonlardan biri olarak değerlendiriliyor. Amerikan Enerji Bakanlığı (DOE) ve Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuarı (NREL) tarafından organize edilen eğitici bir program olan Solar Decathlon’da, 2002 yılından bu yana İspanya’dan Çin’e dünyanın pek çok ülkesindeki üniversitelerden katılan öğrenci takımları yaptıkları sürdürülebilir nitelikteki güneş evi tasarımlarıyla sürdürülebilirlik, enerji üretimi, maksimum verimlilik, tasarım mükemmelliği, tüketici için cazibe ve finansal erişilebilirlik gibi kriterler çerçevesinde yarışıyorlar.

 

Evsel atıklarınızı değerlendirin

Sürdürülebilir mimarideki bir diğer önemli konu enerji, su ve yiyecek atıklarının yeniden yaşam alanında dönüştürülerek kullanılması esasına dayanıyor. Atık suları bahçe sulamasında kullanmak, yiyecek atıklarını gübreye dönüştürmek, konutların kanalizasyon atıklarını hafifletmenin yöntemlerinden biri olarak uygulanıyor. Günlük kullanımda yapılardan azımsanmayacak oranlarda hava, su ve buhar enerjisi atılıyor. Sürdürülebilir mimaride kullanılan enerji geri dönüşüm teknolojileri sayesinde yapı kendi atık enerjisini muhafaza ediyor ve örneğin atık sıcak suyu soğuk suya, bayat havayı taze havaya dönüştürebiliyor.

Gerek tüketiciler gerekse mimarlar, yapılabilecek birkaç küçük seçimle bile gelecek nesillerin daha kaliteli bir yaşam sürmelerini garanti altına alabilmenin mümkün olduğunun daha fazla bilincine varıyor. Geleneklerin ve kültürün akışına bırakarak alışkın olduğumuz biçimlerde yaşamaya devam etmekten vazgeçmek çok kolay bir seçim olmasa da, en azından alışkanlıklarımızı değiştirmediğimiz sürece insanlığın geleceğini sürdürülebilir kılmanın mümkün olmadığını da bilmek gerekiyor.

 

İnşaat Dünyası, SEM Collections

, , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

« »